İlişkilerde Tartışma Üzerine

“Sağlıklı, iyi ve dengeli bir kavganın ölümle sonuçlanması gerekmez; yakınlık ve güven de getirebilir”
Bu cümleyi okurken bir durup düşünürken buldum kendimi. Toplum olarak bunu anlayamaya, sindirmeye, bu bilgiyi hayata işlemeye ne kadar hazırız? Bir üzerine düşünüp, bu konuda farkındalığımızı arttırmayı bu noktada değerli buluyorum. Hepimizin içinde büyüdüğümüz ailede ve toplumda gözlemleyerek ve yahut deneyimleyerek edindiğimiz “olması gereken ilişkiye dair” kökleşmiş bilgileri var. Bir de toplum ve kültür gibi edinilmiş bu öğretileri derinden besleyen ve pekiştiren unsurlar… Kavga varsa o ilişki kötüdür. Sessizliğimizi korumalıyız yeter ki hırgür çıkmasın. Duygularımızı, düşüncelerimizi, farklılıklarımızı konuşmamalıyız yoksa inciniriz ve benzeri birçok bilgi. Kültürümüzde ve belki de daha birçok kültürde kavga öfke ve yıkımla özdeşmiştir; duygu ve ihtiyaç ifadesi ise zayıflıkla. Dolayısıyla, olabildiğince kavgadan kaçınırken bulabiliriz kendimizi.
Fakat anlaşmazlıklar elbette kaçınılmazdır ve günün sonunda ne kadar kaçmaya çalışsak da kendimizi bir kavga veya tartışma içinde bulabiliriz. Öyle olduğunda ne olur peki? “Madem kavga kaçınılmaz oldu o zaman olabildiğince kendimizi saklayalım” prensibiyle işlemeye başlar beynimiz sanki. İçimizi en çok acıtan noktaları, en ihtiyaç duyduğumuz şeyleri kendimize saklarız yara almamak, incinmemek adına. Amacımız gerçekten duymak ve kendimizi anlatmak olmaz, üstün çıkmak veya kendimizi savunmak olur. Çoğu zaman öfke ve suçlama içerikli olur cümlelerimiz, sonuçları ise yıkım aynı öğrendiğimiz gibi… Bilgimiz bir kez daha pekişmiştir böylelikle.
Öğrenilmiş bilgiyi uygulamak kolaydır, tanıdıktır, güvende hissettirir sonuçları her ne kadar istediğimiz gibi olmasa da. Peki bu geçici güven duygusu uğruna neler feda edilir? Suçluluk ve öfkenin arkasına saklanmış gerçek duygu ve ihtiyaçlarımızı ifade etmenin hafifliği, karşımızdaki kişinin de belki en az bizim kadar incinmiş olabileceği, onun da en az bizim kadar sevilmeye ihtiyaç duyuyor olduğunu fark etme olasılığı, iki tarafın ihtiyaçları doğrultusunda bir çözüm üretebilme potansiyeli, anlaşılmış hissetmenin güzelliği ve bu vesile ile Virginia Satir’in de ifade ettiği gibi eskisinden daha yakın, daha güvenli ve sıcak bir ilişkiyi tatma ihtimali… Aslında insani olarak hepimizin yakınlığa ve anlaşılmaya ihtiyacı var. Haklı çıkmak, karşıt saldırıda olmak, bize öğretildiği gibi anlaşmazlıklardan kaçınmak veya hemen her koşulda güçlü durmak pahasına duyguları bastırmak yerine gerçek ihtiyaçlarımızı konuşarak kırılganlıklarımızı açabiliriz. Belki böylece, gerçekten birbirimizi duyablir, öğrenilenin aksine yapıcı bir tartışmayı deneyimleyebiliriz. Önce fark edelim, sonra deneyip görelim derim