İlkel beyin amigdalanın gücü II: Amigdala ve Ön lobun savaşı

“İlkel beyin amigdalanın gücü: Olumsuz düşünceler nereden geliyor?” adlı yazımda bahsettiğim üzere, duygu merkezimiz amigdala bizi tetikte tutuyor ve tehdit algısına uyumlu olacak şekilde bedensel, duygusal ve davranışsal tepkilerimizi belirliyor aynı doğada yaşam tehditlerine karşı var olmaya çalışan bir canlı gibi. Öte yandan bizi diğer canlılardan farklılaştıran ve rasyonel düşünme ile ilişkilendirilen ön lobumuz bize aynı zamanda geleceği ön görme yetisini kazandırıyor. Böylece henüz gerçek tehditlerle karşı karşıya kalmadan olası kötü senaryoları önden düşünüp kendimizi korumamıza, zarar görmemek için gerekli önlemleri almamıza imkân tanıyor. Bu ilk bakışta bizler için büyük bir avantaj olarak gözüküyor. Ne de olsa kimse zarar görmek istemez değil mi? Önden bir şeyleri fark edebilirsek ne ala! Bu açıdan baktığımızda, amigdala ve ön lob savaşmak bir yana birbirleriyle oldukça iyi geçiniyor gibi gözüküyor. Uyum içinde çalışan ve bize doğada avantaj sağlayan bir sistem… Fakat biraz daha konuyu mercek altına alıp daha yakından irdelediğimizde fark ediyoruz ki aslında burada bitmeyen bir savaş var ve olumsuzu daha hızlı algıladığımız ve aklımıza otomatik gelen çoğu düşüncenin negatif olması dikkate alındığında bu savaşın galibi de çoğunlukla amigdala!
Eğer gerçekten %100 ön gördüğümüz felaket senaryoları gerçeği yansıtsaydı, söz konusu sistem oldukça işlevsel bir noktada kalırdı. Ama vaziyet böyle değil. Şöyle düşünün duygu merkezimiz amigdala geçmiş deneyimleri baz alarak bizi tetikte tutuyor ve bunu o kadar iyi yapıyor ki gerçeği olduğundan daha bile negatif görmemize sebep verebiliyor. Bu da şu soruları beraberinde getiriyor. Ya ben çok olumlu bir deneyim yaşayabilecekken bu olası felaket senaryolarına takılı kalıp sırf zarar görme ihtimalim var diye yaşanabilecek güzel deneyimlerden de vazgeçiyorsam? İlişkim biter diye hiç başlamamak veya yakın ilişkiler kurmamak, başarısız olurum diye hayallerime bir basamak olacak o mülakata hiç girmemek, karşımdaki kişi duygularımla dalga geçer beni incitir diye duyguları hiç konuşmamak ya da ihtiyacımı dile getirmemek… Günün sonunda hepsi kendimizi korumak için vazgeçtiğimiz başka olası senaryolarının habercisi olamaz mı? Şüphesiz ki olabilir bazen inanması güç gelse bile. Kısacası rasyonel düşünce ile ilişkilendirilen ön lobumuz kimi zaman duygu merkezi amigdalanın fazla etkisi altında kalarak bir nevi gerçekliği çarpıtarak işlev görüyor ve bu da davranışlarımızı şekillendiriyor. Her şeyi olduğundan da karanlık gösteren bir gözlüğün arkasından dünyaya bakmak ve aslında var olmayan bir gerçekliğe göre hayatı şekillendirmek gibi… Bu da bizi bir önceki yazıda vurgulamış olduğum soruyla tekrar karşı karşıya getiriyor: Olaylara kattığım anlamların ne kadarı gerçek ne kadarı abartı? Bu kadar tetikte olarak nasıl an’dan keyif alabilirim? Tam da bu noktada bu sorulara anlamlı bir yanıt verebilmek için, rasyonel düşüncenin merkezi ön lobu amigdalanın himayesinden çıkarmak, tabiri caizse savaşın seyrini biraz değiştirmek gerekiyor. Bu da bilinçli bir çaba ile alarma geçtiğimiz zamanlarda önce duygumuzu yatıştırmamız daha sonrasında da rasyonel bir şekilde gerçekliği yeniden değerlendirmemiz anlamına geliyor. Böylece amigdala alarm halinden biraz olsun çıktığında ön lobumuz daha aktif hale gelerek gerçekliği daha doğru ve objektif bir şekilde değerlendirebilir hale geliyor. Bir nevi amigdala filtresi ile olan biteni görmemizi sağlayan gözlükleri bir süreliğine çıkarmak ve çıplak haliyle olan biteni görmek gibi.
“Söylemesi kolay da tam olarak nasıl olacak bu?” dediğinizi duyar gibiyim. Atılacak ilk adım aslında ilk etapta sadece olumsuz düşüncelerinizi fark etmek, etiketlemek ve belki bu yazıdan edindiğiniz bilgilerle bu olumsuz düşüncelerin her zaman gerçekliği yansıtmadığını kendinize hatırlatmak olabilir. İkinci adım biraz duygularınızı regüle etmek için kendinize zaman tanımak sizi yatıştıran tetikte olma halinizi azaltan baş etme yöntemlerinize yönelmek olabilir. Daha sonrasında biraz daha stabil ve sakin hissettiğiniz bir noktada aklınıza ilk gelen olumsuz düşüncelere tekrar bakıp kendinize durumu açıklayan başka alternatif bakış açıları olup olmadığını sorabilirsiniz. Burada amacımız karanlık amigdala filtreli gözlükleri çıkartıp yerine pembe gözlükler takmak ve her şey yolunda demek ya da “polyannacılık” yapmak değil. Olanı olduğu gibi değerlendirmekten bahsediyorum. Olumlu ve olumsuz yönleriyle beraber ama yorum katılmamış saf ve en çıplak haliyle… İşte o zaman biraz daha uzun vadede olumsuz düşünceleri de fark ederek onlarla ve onlara rağmen dingin ve dengede hissetmek, olaylara mesafelenerek andan keyif almak, ne zaman gerçekten kendinizi korumanız gerektiğini ne zaman durumu abartılı bir şekilde olumsuz yorumladığınızı fark etmek mümkün olabilir.
Elbette ki mantığımız bazı şeyleri alsa da bunları hayata geçirmek o kadar kolay ve hızlı olmuyor ama otomatik düşüncelerin her zaman gerçekliği yansıtmadığını bilmek, bunun biyolojik bir açıklaması olduğunu fark etmek ve olumsuz düşüncelerle baş ederken aslında yalnız olmadığımızı, hepimizin benzer deneyimleri olduğunu hatırlamak bile tek başına içinde olduğumuz sarmalın bir adım dışına çıkmamıza yardımcı oluyor. Denemeye değer ☺