İlkel beyin amigdalanın gücü I: Olumsuz düşünceler nereden geliyor?
Kendimizi tehdit altında hissettiğimizde ve korktuğumuzda zihnimizden bir sürü felaket senaryosu geçer. Her zaman olumsuzu fark etmek çok daha kolaydır aynı düzgün bir yüzeydeki pürüzü hızlıca fark etmek gibi. Neden bu böyledir diye hiç sordunuz mu kendinize? Bunun çok basit bir cevabı vardır aslında. Amigdala, bir diğer adıyla ilkel beyin. Amigdala duygularımızdan sorumlu olan bir beyin bölgesidir ve ilkel beyin diye adlandırılması tesadüf değildir.
Bu duygu merkezi olan amigdalayı detaylıca tanımlayacak olursak eğer, bu beyin bölgemiz her türlü öfke, korku, sevinç gibi duygulardan sorumludur, özellikle korku ile eşleşmiş olan anıların kaydını tutar ve hatırlanmasını sağlar. Bu bağlamda da olası tehdit içeren durumlarda davranışları şekillendirir ve sosyal etkileşimlerimizde temkinli yaklaşmamızı sağlar. Bu beyin bölgesi ilkel beyin olarak adlandırılır çünkü her ne kadar beynimiz daha ilkel canlılardan oldukça farklılaşmış yapıda olsa da bu badem şeklindeki küçük ama çok işlevsel olan beyin bölgesi bizi diğer ilkel canlılar ile ortak paydada buluşturur ve her canlı gibi varoluşumuzu sürdürebilmemiz için çok kritik bir rolü üstlenir: Olası tehditlere karşı bizi korumak ve tetikte tutmak. Şöyle bir düşünün, şu anki gibi gelişmiş toplumlar halinde değil de doğada diğer vahşi canlılarla yaşasaydık hayatımız nasıl olurdu? Nasıl hayatta kalırdık? Örneğin; yırtıcı bir hayvan ile karşılaştığımızı hayal edelim. Tam bu karşılaşma anında zihnimizden neler geçer sizce? İlk düşüneceğimiz şey aslanın bize saldırıp saldırmayacağı olur. Zihnimiz hızlıca olumsuz senaryoları değerlendirir ve ona göre bir tepki vermemizi sağlar: Kaç ya da savaş! Hayatta kalmak söz konusu olduğunda, zaman her zaman dardır ve o sırada hızlı aksiyon almak gerekir. Bu sebeple geçmiş duygusal deneyimlerin kaydını tutan ve bizim tehlike işaretlerini algılamamızı sağlayan amigdala hızlıca devreye girer ve acil durumlarda devreye giren sempatik sinir sistemimizin de aktive olmasıyla koşup kaçabilmemiz veya savaşabilmemiz için kaslarımıza kan pompalanır. Kısacası, bedenimiz, duygularımız ve düşüncelerimiz hep birbirleri ile iletişim halindedir. Duyguların kaydını tutan amigdala, bir tehlike algısı esnasında olumsuz düşüncelerin de doğmasında önemli bir rol oynar ve aslında o olumsuz düşüncelerin aynı bu örnekte olduğu gibi bizi hayatta tutmak gibi önemli bir işlevi vardır.

Şu anda gelişmiş toplumsal hayatımızda da amigdala yine benzer bir şekilde işlevini başarıyla gerçekleştirerek bizi hayatta tutmaya çalışır. Kime yaklaşmalıyım? Hangi arkadaşım güvenilir? Kimden zarar görebilirim? Bu soruların elbette oldukça işlevsel olduğu yerler vardır ve risk analizi yapmamızı sağlar. Fakat temel bir fark vardır. Günümüzde gerçekçi tehditler doğada ilkel bir yaşam sürmeye kıyasla çok daha küçük ve azdır. Bir aslan ile karşılaşma anında bir canlı olarak korku duygusuyla aksiyona geçeriz ancak günümüzde bizi tetikte tutan olumsuz düşünceler daha çok gelecek senaryolarından beslenir. Yani gerçek tehdit algısı esnasında ortaya çıkan korku değil, kaygıdan… Bu da bizi diğer ilkel canlılardan ayıran ve kendimizi gelişmiş canlı olarak nitelendirmemize sebep olan temel özelliğimizdir. İlkel canlılarda amigdala tehlike anında korku duygusuyla canlının kendisini savunmasını sağlar. Rasyonel ve kompleks düşünmeden sorumlu, beynimizin en gelişmiş bölgesi olarak bilinen ön lobumuz ise bizi daha tehlike oluşmadan gelecek senaryolarını ön görmemizi sağlar ve bizi bu anlamda diğer canlılardan ayırır. Bu durum önceden ön görülen sayısız olumsuz ihtimal ile beraber amigdalanın çok daha sıklıkla hatta bazen gereğinden fazla gündelik hayatta aktive olması anlamına gelir. Diğer canlılardan farklı olarak daha aslanla karşılaşmadan “Ya şu çalının arkasından aslan çıkarsa” diye düşünebiliyor olmamız hayatımızda önemli bir ikilem yaratır: Bir tarafta riskleri ön görerek önlem alma ve güvende hissetme hali bir tarafta sürekli riskleri değerlendiriyor olmanın getirdiği tedirginlik duygusu. Rasyonel düşüncenin merkezi ön lobumuz ve duygu merkezi amigdala arasında çelişkili ve bir o kadar da büyüleyici olan bir çekişme hali…
Bir başka deyişle gelecek senaryoları önden düşünebiliyor olmamız bizim için hem yaşamda büyük avantajlar sağlayan bir güç hem de yaşadığımız andan keyif almamızın önünde büyük bir engel. Tam da bu sebepten doğamız gereği olumsuzu, negatifi, felaket senaryolarını düşünmeye, önden bir şeyleri ön görerek kaygılanmaya çok daha meyilliyiz. Bu da bizi yeni bir soru ile baş başa bırakıyor: Peki bu tehdit algısının ne kadarı gerçek ve türlü olumsuz senaryolar üreterek yaşadığımız kaygıya rağmen nasıl an’dan keyif alabiliriz?